İçeriğe geç

Rahat ne görmemek ?

Rahat Ne Görmemek?

Hayat, bazen anlık bir bakışın, bir göz kırpışının, bir saniyelik bir kararın içinde şekillenir. O kadar kısa ki zaman, o kadar geçip gider ki, biz ne olduğunu anlamadan… Kayseri’deki sokaklar, o bilindik köşe başları, benim için hep bir tanıdık ses gibi; ama son zamanlarda, o sesin bile daha farklı bir tınısı oldu. Bazen düşünmeden yaşadığımı hissediyorum. Hayatın içinde bir yokuşu tırmanırken, “rahat ne görmemek?” diye bir soru soruyorum kendime. Belki de bu sorunun cevabını tam bulamadan, hayatımda yaşadığım bir olayı anlatmalıyım.

O Gün

Her şey o günü hatırlamaya çalışarak başladı. Bir sabah, Kayseri’nin ilkbahar havasının tam ortasında, her şeyin çok normal olduğu bir günde, bir anlık bir bakış beni derinden sarmıştı. O sabah, evin kapısını kapatıp, sokağa çıktım. Diğerleri gibi yürüyordum, bir şekilde gideceğim yere gitmek zorundaydım. Ama o gün farklı bir şey vardı; içimdeki hisleri görmüyordum, hislerimin üstü topraklanmış gibiydi. Sanki hiçbir şeyin beni içine almasına izin vermiyordum.

Benim için sokaklar o kadar tanıdık ki, nereye gittiğimi bazen unutuyorum. Kayseri’de büyüdüm ve burada her sokak, her cadde, her eski taş duvar bana geçmişimi hatırlatıyor. Ama o gün… o gün bir şey vardı. Hava, biraz soğuk ama biraz da sıcak gibiydi; baharın geçişi ve yazın sıcaklığı arasında kaybolmuştu. O sabah, yürürken sadece kalbimdeki hisleri duydum. Hiçbir şeyi göremedim, çünkü bakmaya cesaretim yoktu. İnsanlar, etraftaki renkler, arabaların sesi, hiçbir şey dikkatimi çekmedi.

Yolda bir adam vardı, her zaman gördüğüm bir yüz… Ama o an, sanki hiç görmemiş gibiydim. O kadar rahattım ki, onu görmüyordum. Ne gözlerinin içine bakma gereği duydum, ne de selam vermek istedim. Hatta fark ettiğimde, “Rahat ne görmemek?” diye düşündüm. Bazen insanlar o kadar yakın olurlar ki, onları görmek bile bir yük haline gelir. Sadece yürüyorsun, ama o bakışların ve selamların seni sarhoş eder gibi oluyor.

Birkaç Yıldız Kaydı

Bir süre sonra, belki de her şeyin anlamını aramaktan yorulduğumu fark ettim. O akşam, evde yalnızdım, pencereyi açıp dışarıya bakıyordum. Gözlerim gökyüzüne kaydı, o mavi geceye. Birkaç yıldız kaydı. Her zaman kayar, ama o gece farklıydı. Sanki yıldızlar da bir şey anlatmak ister gibiydi. “Ne görmemek?” diye sormadım ama bir yanım, kalbim, bir şeylerin kaybolduğunu fark etti. O yıldızlar, gökyüzüne düşen hayalleri anlatıyorlardı bana. O kadar yakın ama o kadar uzak. “Yıldızlar kayarken ne görmemek?” diye düşündüm. Yıldızlar kaydı ve ben, içimde beliren bu boşlukla baş başa kaldım.

İnsan bazen fark etmiyor, hayatın koşuşturmacasında neyi kaybettiğini. Hızla yaşarken, gözlerinizin görmemesi gereken şeylere odaklandığınızı anlamıyorsunuz. Ama bazen de bir yıldız kayar ve gözlerinizin ne kadar körleştiğini fark edersiniz. Kayseri’nin o tanıdık sokağında yürürken, görmemek için o kadar çok sebep vardı ki. Sadece bakıyordum, ama aslında görmüyordum. Kimseyi, hiçbir şeyi. Yıldızlar kayarken, ben de bir şeyleri kaybettim. Yalnızca kaybettiğim değil, fark etmediğim şeyler vardı.

Gözlerimin İçinde Kaybolanlar

O günden sonra, her şey biraz daha karmaşık hale geldi. Gözlerim bir şeylere kayboldu. Artık ne bir insanın gözlerine, ne de etrafımdaki detaylara bakıyordum. Gözlerimden bir şeyler kaymıştı, ama ben fark etmiyordum. Bir süre sonra, gözlerimde kaybolan her şeyi aradım. Kimseyi göremedim, ama bir bakışta kaybolan her şeyin içinde kaybolmak için çok geçtim.

İçimdeki hisler, bir yokuşu tırmanırken kalbimi yerle bir etti. O zaman dedim ki, “Rahat ne görmemek?” İnsan bazen o kadar rahattır ki, gördüğü her şeyi göz ardı eder. Hani derler ya, “göz var nizam var”… Peki ya gözlerim varsa, neden hiçbir şey görmüyorum? Belki de rahattım çünkü görmüyordum, ama o kadar rahat olmak istemiyorum. İstediğim şey, gözlerimde kaybolmayan bir gerçeklikti. Her şeyin kaybolmasını istemiyordum. Belki de neyi kaybettiğimi fark ettiğimde, gözlerim gerçeği görmek istemeyecekti.

Ne Zaman Görebileceğim?

Sonra birkaç gün geçti. O kaybolan yıldızlar, geceyi tekrar doldurdu. Bir sabah uyandım, yine Kayseri sokaklarında yürüyordum. O sokak, o alıştığım yer, her şey yeniden tanıdıktı. Ama bu sefer bir şey vardı. Gözlerim, daha önce hiç görmediğim bir şekilde dünyayı algılamaya başlamıştı. Görmemek, sadece rahat olmak mıydı? Yoksa görmemek, bir kaçış mıydı?

O an, anladım ki her şeyin ne zaman kaybolduğunu bilmek için, önce gözlerimin açılması gerekiyordu. Görmemek, bazen geçici bir rahatlıkken, sonunda kaybettiğimiz her şeyin izleri olarak geri dönüyordu. Rahatlık, bir yerde gözlerimizin körleşmesine neden oluyordu. Ama bazen rahatlık, gözlerimizi açmak ve dünyayı olduğu gibi görmek için de bir fırsattı. O yüzden, rahat ne görmemek? Rahat neyi kaybetmemekti? O zaman gerçek rahatlık, sadece gözlerimle değil, kalbimle görmekti.

Sonuç olarak, belki de doğruyu görmenin zamanıdır. Ne kaybolduğumuzu anlamadan önce, neyi görmemek gerektiğini bulmalıyız. Görmek, bazen en çok korktuğumuz şeydir. Ama kaybetmek, görmemenin sonunda gelen bir acıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
betxper yeni girişilbet yeni giriş adresibetexper