Çoluk Çocuğa Karışmak: Atasözü mü, Deyim mi?
Bursa’dan Kayseri’ye taşındığımda, kendimi çok yabancı hissetmiştim. Gerçi Kayseri’yi, geleneklerini, mutfağını bilirdim ama yine de hayatımın birkaç yılını geçireceğim bu şehirde her şey çok farklıydı. İlk başta her şey öylesine değişikti ki, aklımda sadece yeni bir çevre, yeni insanlar, yeni bir dil vardı. Ama bir akşam, evimizin balkonunda, bir aile sohbetinde gözlerim dolana kadar güldüm. Bu kadar basit, basit olduğu kadar da duygusal bir olayda, “Çoluk çocuğa karışmak” deyimi ya da atasözü hakkında bir şey fark ettim.
Evet, o akşam, yıllardır Kayseri’de yaşayan akrabalarımla bir sofrada otururken, “Çoluk çocuğa karışmak” konusunu tartışmaya başladık. Ama işin içinde ne atasözüydü ne de deyim. Bütün her şey bir hikayeye dönüştü, hem de beklemediğimiz şekilde.
O Akşamın Başlangıcı: Yeni Bir Ev, Yeni Bir Hayat
Taşındıktan sonra, Kayseri’nin sıcak havasına alışmaya çalışırken, bir de yeni evimizdeki karmaşa vardı. Her şey kendi başına bir dünyaydı, öyle ki mutfak eşyaları bile hala kutulardaydı. O akşam, sıcak bir yaz akşamıydı; biraz da tembellik etmek istiyordum. Yemek hazırlamam gerekmiyordu çünkü kayınvalidem ve kayınpederim hemen bizim eve doğru geliyorlardı. Elimde tuttuğum bardakta, fazla kaçan bir suyun titremesi gibi bir an vardı. Neyse, işte o anla birlikte hayatıma, yıllardır duymadığım bir cümle girdi. “Çoluk çocuğa karışmak” diye bir şey vardı ve o gece bu kavram, hayatımda beklemediğim kadar önemli hale geldi.
Sınırsız Sözler, Kısıtlı Bir Yorum
O akşam gerçekten çok yorgundum. Yeni yerleştiğimiz evin mutfağını yerleştirmek, eşyaları düzenlemek, bir de iş görüşmeleri derken kafamı toparlayamıyordum. Ama o anda, kayınvalidem ve kayınpederim, yemek yerken bir anda gözleri parladı. “Evet, tabii, şimdi çoluk çocuğa karışmak da çok kolay oldu. Ama gençler düşünmüyorlar ki!” diyen kayınpederim, bir anda masadaki sohbetin tek sahibi oldu. Kayınvalidem de bir iki laf ekledi: “Onlar şimdi kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama bizim gibi tecrübeleri yok. Bazen bu çok tehlikeli olabiliyor.”
O an içimden, “Ya ama ben de bir yetişkinim” demek geldi. “Artık ben de kararlar alabilir, seçimler yapabilirim,” diye düşündüm. Ama içimde yükselen heyecan, hem kayınvalidemin hem de kayınpederimin söylediklerine nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. “Çoluk çocuğa karışmak” derken, aslında ne demek istiyorlardı? Bunu derken bana mı hitap ediyorlardı? Yoksa başka birini mi kastediyorlardı?
Çoluk Çocuğa Karışmak: Bir Atasözü, Bir Duygu
Kayınpederim konuyu biraz daha derinleştirdi: “Günümüzün gençleri her şeyi kolay sanıyorlar. Çoluk çocuğa karışmak da ne demek, işinize gelince her şeyi kendiniz biliyor, başkasının tavsiyelerini dinlemiyorsunuz. Ama hayat, öyle sanıldığı gibi bir anda parlayan bir elmas değil. Yaşamın içinde çok zorluk var, çoluk çocuğa karışmak demek, o zorlukları anlatmak demektir.”
O cümle, kafamda dönen çarkların hızını arttırdı. Kayınpederimin söylediği şey bir atasözü müydü? Yoksa bir deyim mi? Kayseri’nin köklü geleneklerinden mi, yoksa sadece kendi hislerinden mi geliyordu? Cevapları ararken, bir yandan da masadaki sohbeti takip etmeye çalıştım. Bir yandan, o çok sevdiğim Kayseri yemekleri masada önümüze gelirken, bir yandan da kendi duygusal karmaşamı içimde büyütüyordum.
Bu deyim ya da atasözü, bana geçmişteki hikayeleri hatırlatıyordu. Annem, babam, dedem… Hep onların hayatı bir şekilde bana karıştı. Ne zaman kendi yolumu çizsem, bana mutlaka birileri “Çoluk çocuğa karışmak” tabiriyle bir şeyler anlatmaya çalıştı. Annem, “Bu kadar kafa yoracağına önce şu mutfağı toparlasaydın” derdi. Ama ben de bir taraftan, kendi hayatımı kurmak, kendim için doğru kararları almak istiyordum.
Bir Karar, Bir Umut: Ne Değişiyor?
Sofrada akrabalar arasında bir konuşma dönmeye devam etti ama bir yandan da ben kendi içimdeki fırtınayı halletmeye çalışıyordum. Hani her şey o kadar karışıktı ki, “Çoluk çocuğa karışmak” tabiri, bana hep yanlış gelmişti. Beni bir türlü anlamıyorlardı gibi hissediyordum. Ama sonra, bir anlık düşünme fırsatı buldum ve şunu fark ettim: Bu deyim ya da atasözü, aslında sadece bir yaş farkı değil, aynı zamanda güvenin, anlayışın ve deneyimin bir sembolüydü. Bazen insanların hayatına karışmak, onlara yalnızca tavsiye vermek, onları korumak anlamına gelebilir. Belki de tüm bu yıllık tecrübelerle, hayatı daha kolay atlatmamı sağlamak istiyorlardı.
O zaman, fark ettim ki belki de bu sözler, sadece eski bir geleneğin parçası değil, aynı zamanda insana dair derin bir duygunun ifadesiydi. Belki de hayat, tecrübeyle şekillenen bir yolculuk ve bazen bu yolculukta yalnızca yol göstericilere ihtiyaç vardır.
Kapanış: Yavaşça Anlayışa Uyanmak
O akşam sofrada, kayınpederimin ve kayınvalidemin söyledikleri, bana yalnızca bir atasözü ya da deyimle ilgili değildi. O an fark ettim ki, “Çoluk çocuğa karışmak” demek, bazen birinin seni umursadığı, sana değer verdiği ve senin iyi bir hayat sürmeni istediği anlamına gelebilir. Bu bana bir umut verdi. Bazen, hayatın sıkıntıları ve zorlukları içinde, birinin sana karışması, bir nevi senin iyiliğini istemek demektir. Çoluk çocuğa karışmak da aslında bazen bu kadar basit ve güzel bir anlam taşıyor olabilir.
Evet, kayınpederimin dediği gibi, her şeyin kolay olduğunu sanmamak gerekir ama insanın arkasında, onu kollayan birilerinin olması da bambaşka bir duygudur. O akşam, çoluk çocuğa karışmanın, bana gösterilen sevginin bir başka ifadesi olduğunu daha iyi anladım.